Batı Karadeniz'de Rehabilitasyon - Burak Gürbüz

Anasayfa » Gezi-Yazı-YORUM » Batı Karadeniz'de Rehabilitasyon - Burak Gürbüz
share on facebook  tweet  share on google  print  

Batı Karadeniz'de Rehabilitasyon - Burak Gürbüz

"Gezi-Yazı-YORUM" için, toplam 1 sonuç arasından 1 - 1 arası sonuçlar
Batı

Bu sene Ramazan bayraminda valide hanimla beraber Bati Karadeniz turuna katilmaya karar verdik. Kaç senedir de istiyorduk oralari görmeyi. Küçük bir Google turundan sonra Folklorik Turizm adli sirketin sitesine rast geldim ve inceleyip bir turlari için basvuruda bulundum. Bunlari geçelim efendim. Tura 20 Ekim Cuma günü saat 23 te Boyner'in önünde bulusarak basladik. Gece baslayan ve 7 buçuk saat süren bir yolculuktan sonra sabah sularinda Safranbolu'daydik.

1.gün :Varir varmaz esyalarimizi Uz Hotel'e yerlestirdikten ve biraz uyuduktan sonra saat 9 da dolasmaya çiktik. Ilk olarak Eski Safranbolu da bulunan Hükümet Konagi'na gittik. Orada Hükümet Konagi'nin yanisira bir de saat kulesi vardi. Ikisi de yakin zamanda büyük çabalar sonunda restore edilmisti. Saat kulesinin içinde bir tur ve genis kapsamli bir brifingden sonra Eski Safranbolu'nun meydanina segirttik.

Meydanda mütevazi bir camii, bir çok lokum ve hediyelik esya satan güzel ve eski dokuya uygun dükkan vardi. Ilk olarak lokumcuya girildi ve millet lokumlarini, gül reçellerini vesairelerini aldiktan sonra çarsiya indik. Orada bakir sahan satan, el isleri satan turistik bir çarsiyi gezdik. Çok sirin bir yerdi gerçekten de. Akabinde tekrar meydana gittik, toplanip Yörük Köy'üne yollandik. Yol boyunca rehberimiz de bize çok degisik bilgiler verdi. Mesela köyün yakininda bir göl vardi. Adi Dipsiz Göl. Gölün çapi 25 metre civarindaydi sanirim ama derinligi tami tamina 250 METRE!!! Dalgiçlar henüz dibini görememisler. O kadar derin

3.gün :Gerçekten de görmeye deger olan bir köy Yörük. Türkiye de koruma altina alinan iki köyden birisi ve çok ama çok sessiz. Çok tatli ve sicak insanlari var. Sokaklar ve evler klasik Osmanli köy evleri mimarisi ile yapilmis ve korunmus. Evler hep eski. Çogu turistik amaca hizmet edebilecek sekilde korunmus. Ayrica köy insanlari turistlere el isleri, yöresel yiyecekler, süs bitkileri gibi seyler de satiyorlar. Gül reçelleri bir harika. Circir da yapmiyor.

Her neyse, köyde güzel ve turistik bir evi gezdik, bir ahiri ve çamasirhaneyi gezdik. Köy Bektasi agirlikli oldugu için çamasirhanedeki ortatasi 12 kenarliydi. Aksam ise güzel bir iftar yemeginden sonra odalarimiza çekilip dinlenmeye koyulduk

2.gün :sabah erkenden kalkip Ince Kaya ya gidip köprünün üzerinden geçtik. Orada korktugumu inkar edemem. Altinda 100 metreyi askin bir mesafe varken insan kendini çok rahat hissedemiyordogrusuOradan da çikip Safranbolu civarindaki Mencilis Magarasina gittik. Inanilmaz olusumlari izledik. Öyle ki, her bir santimetresi kirk yilda olusabilen enteresan sarkit ve dikitler vardi orada

Daha sonra da Amasra'ya dogru yola koyulduk. Birbirinden güzel manzaralara sahit olduk. Bartin'in kenarindan geçip Amasra'yi tepeden gören bir yerde durduk. Yörenin insanlari degisik bir yiyecek ve üzüm gibi seyler satiyorlardi. Onlardan biraz aldik ve Amasra'ya indik. Esyalarimizi arabada birakip ilk olarak çarsidan geçerek Amasra kalesine çiktik. Çok eski yapilar vardi oralarda. Bir tepeden fotograflar çektim. Çok güzel bir ev görme sansim oldu. Ardindan da müzeye gidip orada bulunan tarihi miraslari inceledik. Çok enteresan seyler vardi. Paralar, tastan sütun ve heykeller, el yapimi bir çok esya, ahsap isler, kiliçlar vs...

Bunlari inceledikten sonra çiktik ve çok sakin, huzurlu bir tekne turu yaptik yarim ada etrafinda. Küçük bir adanin etrafinda geçtik ve adada kara kara tavsanlardan baska bir kara hayvani yasamadigini fark ettik. Denizde çok enteresan, kocaman, mavi-beyaz deniz analari gördüm. Inanilmaz yaratiklar gerçekten de. Ve çok da ürkütücü. Tekneden ininci kendime ileride firsatim olursa tekne ile dünya turu sözü verdim. Gerçekten de çok güzel bir yerdi Amasra. Ah bir de her turistiklesen belde gibi betonlastirmasalar, mahvetmeseler oralari...

Aksam otelimize geldik. Adi Sinan Hotel idi ve 3 yildizliydi. Otelin tesisi çok ama çok iyiydi. Çok güzel, yeni yapilmis ve zevkli dösenmis bir binaydi. Otel odasi çok temiz ve güzeldi ve denizi görüyordu.

3. gün, sabahleyin bayram namazi ve güzel bir kahvaltinin ardindan tekrar yola koyulduk. Bu sefer istikamet Kastamonu idi. Yolda inanilmaz manzaralarla karsilastik. 2000 metre yükseklikte muazzam isik ve bulut oyunlari, yesilin ve sonbahar renklerinin cümbüsü içinde zevkli ve bol fotografli bir yolculuktan sonra Cide'den geçtik. Orada Gideros Koyu denilen bir yer vardi ki Türkiye'de oturan herkesin gitmesini siddetle tavsiye ederim. Mavi, yesil, sari, her renk mevcuttu. Muazzam bir ilahi mucize ile olusan dogal bir koydu. Zamaninda Osmanli'nin limani olarak kullanilmis ama su an ulasim güçlügü nedeniyle çok sakin bir yer. Öyle kalmasini da dilerim. O kadar sakin, o kadar güzeldi ki. Bakmaya, oturmaya, orada çay içmeye doyamadim. Unutmadan, orada içtigim çayi bir daha baska bir yerde içebilecegimi de sanmiyorum. O kadar güzeldi diyeyim siz anlayin.

Oradan ayrildiktan sonra ise yine yollara koyulup yine yüksek tepeler ve bulutlarin içinden geçerek Kastamonu'ya ulastik. Sehirde çit yoktu adeta. Insanlar sokaklardan çekilmis veya sehirden çekilmisti Ilk önce Hükümet Konagi'ni ve saat kulesini (yine ) izleyip fotografladiktan sonra herkes kaleye çikti. Bizse annemle namazi kilmak için cami aramaya koyulduk. Derken bir cami bulduk, çok eskiydi. Kapisi kilitlenmisti ve hoca da yoktu garip bir sekilde. Hemen yanindaki evden bir beyefendi çikti o anda. Ona sorduk kilabilecegimiz bir yer var mi diye. Önce düsünüp bizde kilin, hanim size yer versin dedi. Sonra tekrar düsünüp hemen yakinda bir yatir oldugunu, orada kilmamizi önerdi. Biz de gani gani tesekkür edip hemen yatira gittik.

Yatira girer girmez bir seyler hissediyorsunuz. Ufacik bahçede onlarca yatir var. O kadar yogun bir mekandi ki, insan etkileniyor ister istemez. Namazimizi eda ettikten sonra tekrar grupla bulusup meydana gittik. Orada bulunan eski bir camiyi gördük. Çok güzel bir mekandi. Sadirvandan su içtikten sonra çarsiya gidip oradan küçük bir alisveris yaptik ve ardindan otele gittik. Otel 2 yildizli (ama bunu hak etmeyen) berbat bir mekandi. Bakim, temizlik, hizmet hak götüre... Zar zor namazimizi kildik, yemegimizi filan yedik ve yattik. Sabahleyin kahvalti yaptiktan sonra tekrar yola koyulduk.

Bu sefer istikamet Sinop idi. Yine çok harika manzaralarla karsi karsiyaydik. Inanilmaz bir renk cümbüsü, bir doga harikasi, kelimelerle anlatmaya imkan olmayan bir mucize ile karsi karsiyaydik yine. Sadece en uç yapraklari yesil olan sararmis kavaklar, kizarmis, turunculasmis, veyahut yesil kalmis agaçlar, el degmemis, balta girmemis dogal ormanlar... Masmavi bir gökyüzünün altinda bu harikalari izleyerek yola devam ettik. Sinop'ta hemen Hamsilos Koyu denilen, Türkiye'deki tek dogal fiyordu görmeye gittik.

Yesil tam yesil, mavi tam mavi, çiçekler agaçlar ve taslar inanilmaz bir bütünlük olusturuyor. Fiyordun enteresan yapisi insana garip geliyor. Fiyord kelimesi Isveççeden geliyor. Isveç ve Danimarka bir fiyord ülkesi oldugu için tüm dünyaya ihrac edilmis bu kelime.

Orada da çok güzel fotograflar çektikten sonra Sinop'a yollandik. Oraya vardigimizda ilk olarak bir Seyid'in türbesini ziyaret ettik. Oradan çikinca hemen yakindaki eski harabelere gittik. Orada nefis bir kelebegin fotograflarini çekmekle ugrastim. Hemen ardindan da etnografya müzesine ve eski bir eve gittik. Oralarda biraz tarihi bilgi aldiktan sonra eski bir cezaevi ve islah evi olan Sinop Cezaevi'ne gittik. Su an bir müze olarak kullanilan mekan, insanin tüylerini ürpertiyor adeta. Girince fena oldugumu söyleyebilirim. Orada kisa bir turdan sonra ben biraz fotograf çektim ve sonra da herkes toplandiktan sonra meydana gidip gemi maketleri yapan bir yeri ziyaret ettik.Ayhan usta 50 yildi gemi maketi oyuyor. Orada güzel bir alisveris yaptik. Fotograflar çektik. Akabinde yemek yedik. Nefis bir balikti dogrusu. Ardindan bir sahilde çay faslindan sonra toplandik ve otele dogru yollandik.Otelimizin adi The North Sails idi. Tesis çok yeniydi. Hizmet çok iyiydi. Bavullar tasindi. Odalara yerlesildi. Mükemmel bir sekilde dösenmis odalar çok temizdi ve hersey vardi. Buna sifreli bir kasa da dahil. Aksam yemeginde yine nefis bir balik yedik ve tur arkadaslarimizla sohbet ettik. Keyifli sohbetin ardindan odalarimiza çekildik ve istirahat ettik.

Ertesi gün, sabah namazinda kalktik ve bir daha da uyumadik valide ile. Kahvaltiyi beklerken günün dogusunu izledik. Denizin üzerinden dogan kizil günes bizi kendine bagladi. Güçlü bir kahvaltidan sonra ise yine yollara düstük. Bu sefer istikamet Erfelek'teki selalelerdi. Yaklasik 15 tanesini gördügümüz selalelerin güzel fotograflarini aldik. Patikada biraz "kaygan" bir yürüyüsten sonra tekrar otobüsün yanina dönüp biraz daha fotograf çektikten sonra oradan da ayrildik. Artik dönüs günüydü. Yine dogal harikalarin içinden geçerek Kastamonu'ya döndük ve orada bir köfte yedikten sonra 800 km lik yolu gece saat 00:20 gibi tamamladik.

Gerçekten de küçük kusurlar disinda tabiati görmek, ülkemizi tanimak ve Allah'in hikmetlerine sahid olmak açisindan dört dörtlük bir turdu. Buradan Folklorik'e tesekkür ediyorum. Sizlere de böyle büyüleyici hazinelerimizi yabana atmayip, imkanlariniz dahilinde böyle yerleri gezmenizi öneriyorum.


Tür : Gezi Tarih : 16.11.2006
[ Tüm yazılara ulaşmak için burayı tıklayınız. ]
Bilgilendirme icin
MAIL LISTE KAYIT OLUN
E-posta: